Bilal ile Rabia’nın aşkı – Yaşanmış Bir Hikaye

0 468

Bilal 25 yaşında yakışıklı bir gençti… Adını dedesi koymuştu, Bilal-i Habeşi gibi olsun
diye.. Evet sesi Hz. Bilal gibi güzeldi, fakat sesini helal olmayan yerlerde kullanıyordu
Bilal.. Konservatuar öğrencisiydi.. Tek hayali büyük bir şarkıcı, popstar olmaktı.. Öyle güzel
sesi vardı ki, şarkı söylemeye başlayınca bütün üniversite başına toplanır Onu dinlerdi..
Okulda neredeyse çıkmadığı kız kalmamıştı..
Herkes Onun karizmasına hastaydı.. Böylesine gözde olmak Bilal’in hoşuna gidiyordu..
Birgün okulun bahçesinde arkadaşları ile oturuyordu.. Yanlarından baştan başa edep
timsali bir kız geçiyordu.. Şöyle bir konuşma geçti ;

-Ahh ulan ah! Şu kızı bir tavlayamadık,.
-ne inatçı bir kız..
-inatçı olduğu kadar da güzel..
Bilal hem konuşulanları dinliyor, hemde daha
önce görmediği bu kızı süzüyordu.. Üzerinde
ayağına kadar inen bir pardesü, omuzlarına
düşmüş başörtüsü ve edebi ile yürüyordu başı
önünde.. Bilal atıldı ortaya ;

-Hadi iddiaya girelim, ben bu kızı tavlarım,.
-yapamazsın heveslenme..
-Hiç kimseyle konuşmaz O..
-Olsun ben tavlarım diyorsam tavlarım..
Ertesi gün Bilal, adını bile bilmediği kızı takip
ediyordu.. Onu tek başına otururken
yakalayınca hemen yanına gitti..
-Af edersiniz, biraz konuşabilir miyiz?
-sizinle konuşmam uygun değil, diyerek kalktı
yerinden kız..

Bunu birkaç kere denedi olmadı.. Artık arkadaşları Bilal ile dalga geçmeye
başlamışlardı.. Kafaya koymuştu Bilal, arkadaşlarına rezil olmamak için herşey
yapardı.. Başarılı olamayınca arkadaşlarına “Ben kızı tavladım, utanıyor.. Gizli kalsın
istiyor” falan gibi yalanlar söylemişti.. Ama inanmadilar, kanıt istediler.. Bilal’in aklına
harika bir fikir gelmişti..
Ertesi gün kızı yine tek başına otururken yakaladı, ve konuşmak istediğini söyledi.. Kız
kalkıp gidecekken “Ben NAMAZ kılmak istiyorum, bana öğretir misin” dedi.. Kız durakladı..
Bilal’e döndü “Hiç erkek
arkadaşınız yok mu namaz kılan.. Ben yardımcı olamam kusura bakmayın.. Bir
imamın yanına gidin”.. Yine gitmeye hazırlanırken Bilal “ALLAH RIZASI için” dedi..
Kız artık adım atamazdı.. Çünkü Rıza denmişti.. Bilal bir çay bahçesinde oturup
konuşmayı teklif etti.. Mecburen kabul etti kız.. Oturdular.. Önce adını sordu.. Adı
Rabia’ydı.. Ne de güzel ismi vardı.. Ama hiç Yüzüne bakmıyordu.. Bilal bu durumdan
rahatsız oluyordu.. Onlarca kız kendinin peşinde koşarken bu kıza ne oluyordu da
yüzüne bile bakmıyordu.. Rabia sanki bir alim
gibi Bilal’e namazı anlatıyordu.. Oysa Bilal’in
kafası başka yerlerdeydi.. Tuzaklar kuruyordu..

O sırada sıcak çayı eline dökmüş gibi yaptı ve
can havli ile (sözde) yanan elini sallamaya
başladı.. Panik olmuştu Rabia.. Onun bu halini
görünce farkına bile varmadan “birşey oldu
mu” diyerek elini tuttu.. Tam o sırada
ağaçların ardında gizlice bir poz patladı..
Ve ertesi gün.. Bilal ve arkadaşları oturmuş
kahkaha ile gülüyorlardı.. Arkadaşları “Helal
olsun sana, nasıl da ayarlamış kızı.. Biz de
kızı namuslu birşey sanırdık,. El ele göz göze”
diyerek hayretler içinde resme bakıyorlardı…

Kısa sürede tüm okul duymuştu bunu.. Okulun
en dürüst bilinen kızı, bir erkekle çay
bahçesinde el ele, göz göze yakalanmıştı…
Ve Rabia.. Söylentileri duyunca beyninden
aşağı kaynar sular dökülmüştü.. Herkes
kendisi ile dalga geçiyordu.. Nasıl olmuştu
bu.. Nasıl da inanmıştı.. Bilal’i buldu hemen,
yanına gitti.. Bu defa gözünün içine bakıyordu
Bilal’in.. Hem de ne bakış.. Bilal erimişti bu
bakışlar karşısında.. Konuşmuyordu Rabia..
Ama bakışları feryad ediyordu.. Konuşmadan
ayrıldı oradan…

Bir gün.. İki gün.. Üç gün derken tam bir hafta
olmuştu Rabia okula gelmiyordu.. Bilal’in
gözü her yerde Onu arıyordu.. Çünkü o bakışı
hiç unutamıyor, rüyalarına giriyordu..
Bulmalıydı Rabia’yı.. Özür dilemeliydi.. Çünkü
AŞIK olmuştu..

Uzun uğraşlar sonucu buldu Rabia’yı… Evinin
kapısını çaldı.. Rabia karşısında Bilal’i
görünce ne yapacağını şaşırmıştı.. BUYRUN
dedi başını eğdi.. Bilal hiç lafı dolandırmadan
“Benimle evlenir misin Rabia” dedi..
“Bu kez ne tuzaklar kuruyorsun” diyerek kapıyı
suratına kapatmıştı Bilal’in…
Vakit ikindi vaktiydi.. Rabia namaz kılmak için
ezanı bekliyordu.. Ve bir ses yükseldi ilerdeki
minareden.. Bu nasıl bir sesti böyle.. Öyle
içten öyle güzel okuyordu ki insanı mest
ediyordu.. Sanki Bilal-i Habeşi’yi dinliyordu
Rabia… Ezan bitmişti.. Ama doymamıştı
Rabia.. Tekrar tekrar dinlemek istiyordu ezanı..

Sonra minareden bir ses geldi.. Bilal’di bu..
Şöyle diyordu..
“Rabia! Her şer’de bir hayır var derler.. Bunlar
olmasaydı ben Namaz’a başlamış
olmayacaktım.. Senin o bakışın beni doğru
yola iletti.. Ne olur Mirac’ta hediye edilen
namaz hürmetine affet beni.. Okunan ezanlar
hürmetine affet beni.. ”

Gözyaşları içinde camiye koştu Rabia.. Birkaç
kişi vardı zaten cemaat olarak Bilal de
içlerindeydi… Bitirmelerini bekledi.. Namaz
bitmiş herkes dağılmıştı.. En son Bilal çıktı
kapıdan.. Rabia koştu yanına.. “Keşke bütün
herkese duyurmasaydın bütün bunları”.. “Özür
dilerim, arkadaşlarla iddiaya girmiştik..
Ahmaklık ettim” dedi Bilal..
Rabia: “Hayır onu demiyorum.. Minarede
söylediklerin”..
Bilal hiçbir şey anlamıyordu.. “Ben ezan
okudum, bunda ne var ki”..
Şaşkınlık sırası Rabia’daydı.. Yoksa hayal veya
rüya mıydı duydukları..

“Ne söyledim ki Rabia” diye sordu Bilal,
duyduğu herşeyi anlattı…
Bilal şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşıyordu..
Rabia’nın söylediği herşey ezandan sonra
ellerini açıp minarede yüreğinden ettiği
dualardı.. Nasıl duymuştu bunu Rabia..
Elbette ki Alemlerin Rabbi olan ALLAH
duyurmuştu.. “Hamd olsun Alemlerin
Rabbi’ne” dedi.. Ve olanları Rabia’ya da
anlattı.. Artık ikisi de biliyordu ki ALLAH onları
birbirine yazmıştı… Bilal tekrar sordu “Rabia herşeyi unutup benim
helalim olur musun” dedi…
Rabia gülerek “Akşam bize gel babam versin
cevabını” diyerek oradan uzaklaştı..

Yorum Yapın